|
Gelibolu'nun vazgeçilmez kral balığı SARDALYA |
| |
İÇ PAZARDA LİDER
Kızlı Sardalya ile
iç pazarın yüzde 80`ine sahip olduklarını, günde 10 bin kutu
ürettiklerini belirten Selçuk Kemerli, `Bizde konserve sardalya
tüketimi Avrupa ile mukayese edilecek gibi değil. Girdilerimiz çok
pahalı olduğu için Avrupa`da fiyat tutturamıyoruz. Avrupa`ya Kızlı
Sardalya`dan numuneler yolladık, tadını çok beğeniyorlar ama
pazarlayamıyoruz. Akdeniz sardalyası büyüktür ama lezzeti yoktur.
Bizim Saros sardalyası ise küçüktür ama lezzetlidir. Zaten sular
tatlılaştıkça balığın lezzeti daha da artar. O yüzden bizim
sardalyaları çok beğeniyorlar ama fiyatı tutturamadığımız için
pazarlama yapamıyoruz` diye konuşuyor.
Hülya ÜNLÜ /
İSTANBUL
SARDALYANIN HASI
Balık
konserveciliğinin merkezi Gelibolu'da bugün iki tarihi dükkan
bulunuyor. Biri 76 yıllık Alaeddin, diğeri ise 44 yıllık Yakşi.
İkisi de mütevazı dükkanlarında satış yapıyor. Müdavimlerini ve
sardalye lezzetini henüz keşfeden yeni müşterilerini bekliyorlar.
Dalida ÖZATAY -
dalida.ozatay@aksam.com.tr
Gelibolu'nun hemen
girişinde bulunan Yakşi'nin tabelasında kuruluş tarihi olarak "1960"
yazıyor. İçeride sahibi Ali Yakşi karşılıyor. 1923 doğumlu. Benimle
konuşurken, "Çocuğum" diye söze başlıyor. "Babam kayıkçıydı, ben
oldum konserveci" diyor. Balığın dışında ilk yıllarda sebze de
konservesi de yaparlarmış. "Eskiden sera olmadığı için insanlar
konserve sebze alıyorlardı. Ama seralar yapılınca konserve sebzelere
de ihtiyaç azaldı. Şimdi sadece fasulye ve barbunya pilaki
konservemiz var" diyor. Raflarda balık konserveleri dizilmiş. Balık
yumurtası, havyar ve karides sote diğer çeşitler arasında. Yakşi'nin
en eski markası ise Güzel Kız ve Yakşi Kız.
NASIL YAPILIYOR
Balık önce
temizleniyor. Daha sonra tuzlamaya atılıyor. Balığın tuzda kalma
süresi, cinsine ve büyüklüğüne göre değişiyor. Daha sonra
pişiriliyor. En son konserveleniyor. Satış yapılan yerde aynı
zamanda konserve hazırlanıyor. Çalışanlar ise sezonluk olarak işe
alınıyor.
Ali Yakşi aslen
Gelibolulu. Ama İstanbul'un sihrine kapılarak 1940'ta gelmiş. On yıl
sonra Galatalı bir eş bularak Gelibolu'ya dönmüş. "Zaman içinde
makineleri alıp bir kıyıya bağladım. Kimseden beş kuruş fayda
görmedim ve bu hale getirdim" diyor. Satışların eskiye nazaran düşük
olduğunu anlatıyor. "Enflasyon düştü deniyor ama tam tersi insanlar
harcamalarını kıstı. Artık mecbur olmadığı şeyi yemiyor. Düne
nazaran bugün Türk milleti konserveyi de az tercih ediyor" diyor.
Balık
konserveciliğinin merkezi Gelibolu'da bugün iki tarihi dükkan
bulunuyor. Biri 76 yıllık Alaeddin, diğeri ise 44 yıllık Yakşi.
İkisi de mütevazı dükkanlarında satış yapıyor. Müdavimlerini ve
sardalye lezzetini henüz keşfeden yeni müşterilerini bekliyorlar.
Dalida ÖZATAY -
dalida.ozatay@aksam.com.tr
Gelibolu'nun hemen
girişinde bulunan Yakşi'nin tabelasında kuruluş tarihi olarak "1960"
yazıyor. İçeride sahibi Ali Yakşi karşılıyor. 1923 doğumlu. Benimle
konuşurken, "Çocuğum" diye söze başlıyor. "Babam kayıkçıydı, ben
oldum konserveci" diyor. Balığın dışında ilk yıllarda sebze de
konservesi de yaparlarmış. "Eskiden sera olmadığı için insanlar
konserve sebze alıyorlardı. Ama seralar yapılınca konserve sebzelere
de ihtiyaç azaldı. Şimdi sadece fasulye ve barbunya pilaki
konservemiz var" diyor. Raflarda balık konserveleri dizilmiş. Balık
yumurtası, havyar ve karides sote diğer çeşitler arasında. Yakşi'nin
en eski markası ise Güzel Kız ve Yakşi Kız.
ÜÇÜNCÜ KUŞAK
Gelibolu'da ikinci
durağımız Alaeddin. resmi kuruluşu 1928. İşin başında ailenin üçüncü
kuşak temsilcisi Sahir Kemerli var. Konserve balıkçılıktan önce
tuzlama balıkçılığı Gelibolu'da yaşayan Rum, Ermeni ve Yahudiler
yaparmış. Daha sonra Türk girişimciler devralmış. 1950'li yıllarda
sebze ve meyve konserveciliği eklenmiş. 1960'ta eklenen salça
tesisi, o yıllarda Türkiye'nin ikinci tesisiymiş. 1979'a kadar devam
etmiş. Seracılık başladıktan sonra sebze konserveciliği geri planda
kalmış ve zamanla sadece sardalye çeşitleriyle yola devam etmişler.
Sahir Kemerli,
babasından devraldığı mesleği kardeşleriyle sürdürüyor. Aslında
makine mühendisi olan Kemerli, üniversiteye bitirdikten sonra
İngiltere'de eğitimine devam etmiş. "Ama neticede baba işine
döndük." Ekonomik krizlerden çok etkilendiklerini anlatıyor.
"Krizler yatırım yapmamızı engelledi. Ticarette de ahlak eskisi gibi
değil. Dededen ve babadan öğrendiğimiz gibi sözle iş yapardık ama
olmadı... Türkiye'de ticaret yapmak için okullu olmamak gerekiyor.
Çünkü bana eğitimim boyunca ahlaklı davranmayı öğrettiler ama
ticarete girince işlerin farklı olduğunu gördüm. Çocuğumu bu işe
sokmam."
KOKUSU HOŞ
Sahir Kemerli, "Balık ürünleri en fazla İstanbul'da, ardından
İzmir'de bulunuyor. Ankara yeni yeni başladı. Anadolu'da ise balık
kültürü fazla gelişmiş değil. Tuzlu balığın belli bir müşterisi var.
Aynı zamanda da müptelası. Mesela onlar temizlenmemiş alır,
kendileri ayıklamak ister. Bu işlemi evlerinde yaptıklarında
kokusundan çok hoşlandıklarını söylüyorlar" diyor.
|